KEDİ OLABİLMEK

Prof. Dr. Orhan KURAL

Prof. Dr. Orhan KURAL

E-Posta : kural@itu.edu.tr

Evimde bir kedim var, adı “Gece”, tamamen siyah renkli ve kör. Onun parlak kadife tüylerini sevdikçe dinleniyorum, mutlu olduğumu hissediyorum.  Kedi sevgisi aslında antik Mısır’dan günümüze ulaşan bir kültürdür.  Benim ve ailemin evindeki kediler Ajda Pekkan’ın evindeki gibi yüzlerce dolara pet dükkanlarında satılan, bavullarda kaçak getirilen yolculuk sonucu sadece bir kaçı hayatta kalan İran veya diğer cins  kedilerinden değil.   Diğer  kedim Şekeri de sokaktan almıştım. Ölmek üzere idi. Çocuklar Beşiktaş Çarşısı’nda  tekmelemiş, o da bir arabanın altına saklanmıştı.  Kör olan “Geceyi” Cihangirdeki  veteriner Özkan’a tedavi etmesi için bir hanım bırakmış ve sonra da geri almamış. Arkadaşım opera sanatçısı Gülderen Kazmagil rica etti  ve onu da evime aldım, çok iyi anlaşıyorlardı. Şeker iriydi. Ama daima başta “mama yemek” olmak üzere her türlü önceliği Geceye vermekten mutlu oluyordu. Daima onu koruyor. Biliyordu ki “Gece” kör ve korunmaya muhtaç. Daha sonra yaşlanan Şeker bir gün sokağa kaçınca  ezildi.   
 
Annem de çok sever kedileri.  Evimizde kedi  hiç eksik olmadı. Kediler,   yalan söylemiyor, bankaları soymuyor,  ormanları yakmıyor ve de habire sigara içmiyor.  Yüzünüze  bakınca “ruh halimi” bile anlıyor ve ona göre davranışlarını seçiyorlar. Ben yatakta iken aç ta olsalar  hiçbir zaman beni uyandırmadılar. Sabırla beklediler.   Keşke hepimiz onlar kadar “karşılıksız” sevebilsek.
 
Sayın Tayyip  Başbakanım kediye benzetilmek hiç de hakaret değil. Bir ara bunu dert ettiniz. Bir başka hayvan olan “arslan veya kaplan gibi” denseydi gene avukatınız dava açar mıydı ? Uganda ve İsviçre  başta olmak üzere bir çok ülkenin bayrağında birer  hayvan resmi var. Tüm ülkeye hakaret mi ediliyor ? 
 
Keşke ben bir “eşek” kadar yararlı olabilsem ! İnanın bana “eşek” diye seslenilse hiç kızmadığım gibi “onur” duyarım. Belki de eşek bana benzemek istemez, onu bilemem. Almanya’da tek çocuk olup evinde yaşamını bir kedi, köpek veya başka bir canlı ile paylaşmayan çocukları “sorunlu” diye ilköğretim kurumu  bile kabul etmek istemiyorlar !
 
İnsanlar nedense canlarını sıkan hayvanları rahatça  vurabiliyor. Onun bu şekilde  yaratıldığını düşünmeden,  masum ve suçsuz olduğunu anlamadan bir yolla öldürüyorlar. Oysa onlar çoğu kez aç, bir avuç kuru mama,  bir paket sosis verseniz ne olur ki ? Hele “susuzluk” çok kötüdür, susuzluktan ölmek de dünyanın en kötü ölüm şeklidir. Aşırı sıcaklarda bu hayvancıklara kim su sağlayacak, nereden su bulacaklar ? Dere, göl, çeşme mi kaldı ?  Kuytu bir köşeye kimsenin dikkatini çekmeden bir yoğurt kabında  (hatta pet şişeyi ortadan kesip kap yapabilirsiniz.) onlar için su bırakırsanız dua alırsınız,  onların teşekkürü sizi korur. Bakın hayvanları sevmek zorunda değilsiniz, korkabilirsiniz de ama onlara zarar vermeye hiç hakkınız yok.     
 
Bakın “Bekir Coşkun” Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan eski   bir makalesinde kediyi nasıl tanımlıyor. “Kedilerin ne kadar mükemmel canlılar olduğunu düşünürüm. Genelde kediler üstün yaratıklardır. Özgürlüklerinden ve bağımsızlıklarından asla ödün vermezler. Onlar, sirklerde, gösterilerde kullanılamayan,  yapmacık haraketlere alıştırılamayan tek hayvan türüdür. Uzaktan kumanda ile  asla yönetilemezler. Dürüsttürler. Mırıldanıp kuyruğunu salladığında sizi sevmiştir kedi. Yok eğer “pufff...” diyerek tırnağını göstermişse sizi sevmedi demektir. Bunun tersi olamaz. Olduğundan farklı davranan ve sizi kandıran bir kedi yeryüzünde görülmüş değildir. Neyse odur...
 
Oysa insanlar karşılığı olmadan “bir şeyi sevmeyi” bilmiyorlar. Bir çıkarları yoksa sevgileri de yok...Ekin vermese de toprağı, meyve vermese de ağacı, süt-et vermese de canlıları sevmeyi anlamıyorlar. Dünyaları sevgisiz. Sadece çıkarları var. Bu yüzden bir çocuğun bahçedeki köpekle niye dost olduğunu, bir kadının kedisi için niye ağladığını, iyi insanların öldürülen hayvanlar için niye çırpındıklarını bilemezler.”
 
Ben kedileri seviyorum. Onlar  benim can yoldaşım. Benimle gerektiğinde masada oturuyorlar. Birlikte  yatıyorlar. Beni takip ederek evde peşimde dolaşıyorlar. Bazen bilgisayar masasının üstünde,  bazen pusuda, bazen kulaklar dik, karnı doyunca ise kıvrılıp masum masum uyuyorlar. Hem de çoğu kez  buzdolabının üstü gibi bölgeye hakim yüksekleri seçiyorlar. Ben kedimi seviyorum. Duyarlı, saygıdeğer, gururlu, mağrur. Hayvan sevgisinden yoksun olanlara acıyorum,  hem de çok acıyorum.
 
Peygamberimizin kedisinin  ünü günümüze kadar ulaşmıştır. Kendisi kedisini uyandırmamak için hırkasını kesmiştir. Peygamberimiz kedilerin bir ticaret metası gibi alınıp satılmasını yasaklamıştır. Kedilere eziyet edenlerin cehenneme gideceği söylenir.
 
Aslında, benim bir kedim yok, kedimin “Orhan Kural’ı” var !
 

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Selamlar

    Misafir: Yıllar Önce; Yenidoğan Çok Programlı Lisesinde "Gece" Anlatmıştınız Bize, Hala Aklımda Ama Şimdi Daha İyi Anlıyorum Ozamanlar Ne Demek İstediğinizi Bu Makalenizlede Tüm Taşlar Oturmuş Oldu Aslına Kafamda :) Saygı ve Sevgilerimizle... 12 Mart 2013 11:20

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

ANKET

Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Sancaktepe İlçesinde oyunuzu hangi partiye vermeyi düşünüyorsunuz?

Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Sancaktepe İlçesinde oyunuzu hangi partiye vermeyi düşünüyorsunuz?

Ankete Katıl Sonuçlar