Kosova İzlenimleri-1

Murat ŞİT

Murat ŞİT

E-Posta : muratsit@gmail.com

İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Ramazan ayı dolayısı ile Kosova’da ki yardıma muhtaç Müslümanlara yapacağı Ramazan kumanyalarını dağıtmak için Kosova’da gidecektik. İkimiz İstanbul’dan, birimiz de 

Erzincan’dan olmak üzere üç kişilik bir ekip idik. Ekipteki bir arkadaşım İstanbul Fatih’te İlim Yayma Yurt Müdürü olan Fatih Yıldırım Bey idi. Diğeri Erzincan’da esnaf olan ama Erzincan İHH’nin il Yönetiminde Hakan Çetinkaya Bey idi.  İstanbul Hava Limanında (İHL)  buluştuk. Türk Hava Yollarının uçağı ile Kosova’nın Piriştine şehrindeki Âdem Yaşhari hava alanına indik.


Havaalanına pasaport kontrol bölümünde pasaportlarımızı kontrol ettiler ben ve Hakan Bey geçtik. Ancak Fatih Beyi  alıkoydular. Kendisini beklediğimizde siz beklemeyin diye işaret ederek orda durmamızı istemediler. Dil olmayınca kendimizi ifade edemedik. Onlarda bizi anlamadılar.



Uzun bir bekleyişten sonra arkadaşımız geldiğinde, neden bırakmadıklarını sorduk. Altı aylık pasaport sahibi olduğu için alıkonulduğunu düşünüyordu. Kendisine Kosova’ya niçin geldiği,  buraya ne amaçla geldiği, kime geldiği, kendisini kimin karşılayacağı gibi sorulur sorduklarını söyledi. Oradaki Polisler Türkçe bilmediği için arkadaşımızda dil bilmediği için tercüman beklenmiş.  Dolayısıyla belli bir sürede olsa havaalanında beklemek zorunda kaldık. 

Havaalanının isminin Âdem olması dikkatimi çekmişti. Bizi burada karşılayan arkadaşımız aslen Arnavut ama Türkiye’de Sakarya’da Üniversitesinde uluslar arası ilişkiler okumuş ve çok güzel Türkçe bilen ve konuşan Mariglen idi. Mariglen shehı . Mariglen’e Havaalanın isminin Âdem olması  nedendir? Âdem kimdir diye sorduğumda.  1990’larda Kosova özgür ordusunu kurup orada Sırplara karşı mücadeleyi başlatan bir mücahit, bir komutan varmış. Onun adı olduğunu söyledi. Âdem Yaşhari.  Onun için Priştine Uluslararası Havaalanı'na, eski Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (UÇK) efsanevi Komutanı Âdem Yaşari'nin adı verilmiş.



Bizi karşılayan arkadaşlarla tanışma faslından sonra yola koyulduk. Otele geçip, çanta ve valizlerimizi bıraktıktan sonra ramazan kumanyası dağıtımına gidecektik. Bugün için üç ayrı noktada kumanya dağıtımı yapacaktık. Fakat yolda karar değiştirdik. Bu noktalardan biri yolumuz üzeri olduğu için önce buradaki Ramazan Kumanyalarını dağıtıp sonra otele geçelim diye karar verdik. İlk gittiğimiz yerin adı Fush Kosov idi.  Yani ‘Kosova ovası’ demekmiş. Muş ovası gibi bir yer. Düz bir ova. Priştine’nin bir kasabası. Şehrin halkı Romen idi.  Bizde ki esmer vatandaşlar gibi. 36.000 nüfuslu bir yer olan şehrin tamamı Romen idi. Türkiye’de Çingene dediklerimizden.  Ama bizdeki Çingenelerden farklı olarak buradakiler biraz daha dindar ve dini yaşayan insanlardı. Sakal bırakanları görüyorduk. Bizdeki esmer vatandaşta tabirini onlar için de kullanabilirdik.  Çoğunluğu Esmer tenli idiler. 



Dar sokak aralarında ilerleyip bir yere vardık.  İki katlı bahçeli bir evi avlusuna girdik. Ramazan kumanyaları önceden hazırlanmıştı. Kumanyaların önceden hazırlanmış olması gibi, kimlere verileceğinin listesi de önceden hazırlanmıştı. Bize düşen isim listesine göre çağırıp kumanya paketini teslim etmekti. Öylede yaptık.  Önceden hazırlanmış adı,  soyadı ve imza yeri açılmış listeye ad, soyadlarını yazdıktan sonra imzalarını atmalarını sağlayıp sonra kumanyalarını teslim ettik. İşimiz bittikten sonra rehberimiz sizi biraz gezdireyim mi dedi bana.  Rehber dediğim Kosova Post’un sahibi Fadil adındaki İHH gönüllüsü bir arkadaşımızdı.  Buna yok denir mi dedim.  Beni diğer arkadaşlardan ayrı olarak aldı gezdirmeye başladı. Çünkü ben onun arabasındaydım. Diğer arkadaşlarda Mariglen’in arabasındaydılar. 

Şehrin ortasından geçerken bir arsa gösterdi. On bin dönüm olan bu arsanın içimde de eski bir bina vardı. Bina eski bir tren garıymış. Burayı bakanlıktan talep ettiklerini,   bakanın imzasından çıkarsa,  buraya bir camii ve yanında da bir okul ve birde külliye yapmayı düşündüklerini söyledi. 



Tel örgüleri ile çevrili o arsanın etrafını dolaşarak geçtik. Seni bir yere daha götüreyim dedi. Biraz ilerisinde bir yer gösterdi. Burası bir yemek üretim yeri idi. Yardıma muhtaç ailelere ücretsiz yemek dağıtan bir aş eviydi.  Aş evi derken bizim Türkiye’deki gibi aş evi aklınıza gelmesin. Buralar kendi imkânları ölçüsünde yaptıkları küçük bir yer idi. Burada günlük 200 kişiye yemek üretimi ve dağıtımı yapılıyormuş. Aş evinin yan tarafında bir depo gösterdi. İçinde elbise, oyuncak, kitap ve benzeri şeylerde doluydu. Bizi tanıştırdığı bu hizmetlerle ilgilenen kişi, Burada yardım yapılacak aileleri tespit ettiklerini,  hayırseverlerden aldıkları destek ile bu ailelerin durumuna göre kitap, oyuncak ve özellikle kıyafet dağıtımı yaptıklarını,  söylüyordu.

Bunları da mı sen yapıyorsun diye sordum. Tercüman çeviri yaparak soruyu yöneltince,  eşim ile birlikte yapıyoruz dedi.
Kosova post’un sahibi de olan İHH’nın Kosova Gönüllüsü olan rehberimiz: Hocam bu aile Karı - koca olarak Mısır’ın Ezher Üniversitesi mezunudurlar dedi.  Bunlar buradaki Müslümanları ayakta tutan bunlar ve bunların cemaatidir dedi. Ve ekledi.  İngilizler burada birkaç tane dernek açtılar. Ama hiçbiri tutunamadı.  Birçoğu kapanmak zorunda kaldı. Bu aile burada çok seviliyor. Çok sevenleri var. Bunların burada cemaatlerinden bir kişi Kültür Bakan Yardımcısı oldu. O bahsettiğim arsanın bakanlıktan imzada çıkmasına o adamları yardımcı olacakmış. Sonra oradan ayrıldık.

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ