Eğitimci Yazar Murat Şit, Kudüs Ziyareti İzlenimlerini yazdı Bölüm 7

egitimci-yazar-murat-sit-kudus-ziyareti-izlenimlerini-yazdi-bolum-7

Eğitimci Yazar Murat Şit,Kudüs seyahatinin ardından kaleme aldığı Kudüs izlenimlerini yazdı. Yazı dizisi olarak siz okurlarımızla yedinci bölümü paylaşıyoruz.
10 Nisan 2018 Salı 07:02

 Kudüs Ziyareti İzlenimleri: 7


Türkçe konuşan, İstanbullu Yahudi askeri:

Rehberimiz kontrol noktasında geçiş izni almak için askerle konuşması gerektiğini söyledi. Askerle konuşmaya çalışırken askerin kendisine Türkçe konuşarak cevap verdiğini gördük. Kontrol noktasında ki askerin rehberimizin sorularına Türkçe konuşarak cevap verdiğini görünce hayretler içinde kalmış, şok olmuştuk. Grubun önünde ve Rehberden hemen sonraydım. Yahudi askerin Türkçe konuştuğunu görünce Türkçeyi nereden öğrendiniz diye sordum. Verdiği cevapla bir kez daha hayretler içinde kalmıştım. Ben Türküm. İstanbul Bakırköy’de oturuyorum, demez mi. onun bu sözleri üzerine hayret etsem de merakıma da yenilmiştim. Adınız ne diye sordum. Adının Mahir olduğunu söyledi. Daha da sorular soracaktım ancak rehberimizin uyarısı ile yola devam ettik. Bütün arkadaşlarımız turnikeden tek tek geçerken biz kontrol noktasındaki Türk olduğunu söyleyen Yahudi asker Mahir’in nasıl oluyor da burada asker oluşunun kritiğini yapıyorduk. Bir iki arkadaşımız acaba paralı asker mi diye merak etse de, sonra hep beraber paralı asker olamayacağına kanaat getirdik. Çünkü: Yahudiler paralı da olsa bir türkü güvenip ordularına asker olarak almazlar diye düşündük. Olsa olsa İstanbul’da yaşayan Yahudiler olabileceğini, askerliğini yapmak için orda olduğunu düşündük.  Tabi doğrusu nedir, hangisidir onu da merak etmeden edemiyoruz. 

Biz Oradan Ayrıldık Ama Aklımız Kalbimiz Orada Kaldı

Hz İbrahim’in adı ile anılan el Halil şehrinde Hz Yakup ve eşi Leya’nın, Hz İbrahim ve eşi Sare’nin, Hz İshak ve eşi Refika’nın ve Hz Yusuf’un kabirlerinin de içinde olduğu camiyi ziyaret edip, içindeki her bir peygamberlerin ve eşlerinin olduğu mezarların başında dualarımızı edip, Fatihalarımızı okuduktan sonra şehirden ayrılmıştık.
Tarihi bilgilerimizle yarım yamalak bildiğimiz ancak bu ziyaretimiz esnasında rehberimiz Süleyman Gündüz’ün o engin bilgisiyle her ziyaret noktasında anlattığı bilgilerle birçok şeyi daha iyi öğreniyor ve anlıyorduk. İşte şimdi yine bir ayrıntı öğreniyoruz.  

Kündekari Tekniği ile Üç Minber Yaptıran Adam: Nurettin Zengi

Mescidi Aksa Cuma Camisinin içindeki minberin hikâyesini biliyordum. Nurettin Zengi adındaki bir komutanın Kudüs’ün Fethinden önce 20 yıl gibi bir zaman diliminde “Kündekari” denilen bir teknikle yani herhangi bir çivi kullanmadan, herhangi bir yapıştırıcı ile yapıştırmadan tamamen ahşap malzemenin birbirine geçmesi ile yaptığı minberi Kudüs’ün Fethine ömrü yetmediği için ölümünden sonra kendi yetiştirdiği bir komutan olan Selahattin Eyyubi tarafından Kudüs’ün fethinden sonra  o minberi Mescidi Aksa’ya yerleştirdiğini biliyordum. Ancak şimdi öğreniyoruz ki Nurettin Zengi o minberden bir tane değil aynı teknikle üç tane minber yaptırmış.  Bir tanesi Kudüs’ün Fethinden sonra Mescidi Aksa camiine, bir tanesi işte şu an içinde bulunduğumuz Hz İbrahim camiine ve üçüncüsünü de Halep Ulu cami içine yerleştirilmiş.

Önce Yusuf’a (a.s)  sonra Yunus’a (a.s)  gideceğiz

Biri kuyunun karnında diğeri balığın karnında yaşamış iki peygamber. Camiinin içindeki ziyaretimizi bitirip çıktığımızda Hz. Yusuf’un kabrinin olduğu tarafın kapısını açtıklarını gördük. Ve Hz Yusuf’unda kabrini ziyaret edip oradan ayrıldık. Arabalarımızın olduğu bölgeye doğru yürürken yine Filistinli çocuklar etrafımızı sarıp bahşiş istemeye başlamışlardı. Ellerindeki ufak hediyeliklerden satmaya çalışıyorlardı. Biz ise peygamberler şehri olan bu şehrin (el Halil) mahzunluğuna, mazlumluğuna bakıp üzülüyorduk. Bu kadar peygamberin yattığı bu şehir bu kadar mı sahipsiz, bu kadar mı bakımsız olurdu. Şehir çok bakımsız, her taraf çöp yığınları ve çamur içindeydi. Biz oradan ayrıldık ama kalbimiz aklımız orada kaldı.

Şimdi Hz Yunus’un kabrini ziyarete gidecektik. Hz Yunus’un kabri Halhul kasabasındaydı. Halhul kasabasına vardık. Balığın karnında yaşayan peygamber olan Hz Yunus’un kabrini ziyaret ettik. Fatihalarımızı okuduk. Dualarımızı ettik. Vakit girmişti öğle namazlarımızı da kılarak Hz Yunus’la vedalaşarak Halhul’dan ayrıldık. Öğle yemeğimizi Beytullahim şehrinde Christmas Bells Restauran’ta yiyecektik. Yemekte ana menüde balık vardı. Ama yemek öncesi yine bol çeşit salatalar kondu masalara. Ve içecek olarak yine gazlı içecekler yoktu. Masalarda şerbetler vardı. Ana yemek gelene kadar masalara konulmuş ekstralarla doymak mümkündü. Balık deyince Balığın karnında yaşayan peygamber aklıma geldi. Balığın karnında yaşayan peygamberin kabrinin olduğu şehirde balık yiyecektik.  Ondan bahsetmezsem yazım eksik kalır diye düşünüyorum. Dolayısı ile balığın karnında yaşayan peygamber olan Hz Yunus’tan da bahsetmek istiyorum. 

Balığın Karnında Yaşayan Bir Peygamber: Hz Yunus

Hz Yunus da Kur’an’da kıssası anlatılan bir peygamberdir. Her bir peygamber gibi Hz Yunus’un da hayatı ilginçtir. Hz Yunus’un kıssasından bahsetmek istiyorum. Aslında bu ziyaretimiz esnasında kabrini ziyaret ettiğimiz her bir peygamberin kıssasından da bahsetmek istiyorum ancak yazı dizisi çok uzun olur düşüncesi ile kısa kesmeye, özetlemeye çalıştım. Ama her nedense Hz Yunus’un kıssasından bahsetmek içimden geldi. Onun için çok ilginç olan hayatını kısaca anlatmaya çalışacağım. 
Hz Yunus tarihte Asurlular diye bilinen Ninovada yaşayan bir kavme gelmiş bir peygamberdir. Asurlular ticaretle uğraşan zengin bir kavimdi. Ama putlara tapıyorlardı. 30 yaşında peygamber olarak gelen Hz Yunus 33 sene boyunca yılmadan, yorulmadan, sabırla kavmini doğru yola çağırır. Ancak kavmi olan Asurlular Hz Yunus’a bırakın inanmayı iman etmeyi, Ona küfrediyorlardı.  Hz. Yunus Allah’ın emri ile belli bir zaman sonra başlarına bir belanın geleceğini anlattıktan sonra Dicle kıyısında bir gemiye binerek oradan ayrıldı. Gemi denize açıldı. Ancak gitmiyordu.
İnsanlar imtihan oluyor da peygamber imtihan olmuyor mu? Hz Yunus’un söylediği gün gelmişti. Ninova’nın hareketli ve hararetli günler yaşadığı bir gün,  gün ortasında aniden güneş yok olup her taraf karanlığa bürünür. Halk Hz Yunus’un dediği günün geldiğini anlamış, bir yandan putları kırmaya başlamış bir yandan da tövbe ederek Allaha yalvarmaya başlamışlardı.  Herkes Hz Yunus’u sormaya başlamıştı. Ancak Hz Yunus yoktu. Hz. Yunus Allah’tan izin almadan kavminden ayrılmıştı. İzin almadan ayrıldığı için de Allah tarafından cezalandırılacaktı. Bindiği gemi hiç bir sebep yokken gitmiyordu. Ve batmak üzereydi. Geminin yürümesi için gemide bulunanlardan birinin suya atılması lazımdı. Kimin atılacağını belirlemek için aralarında karar aldılar kura çekilecekti. Kura çekildi. Kura Hz Yunus’a çıktı. Kurayı yeniden çektiler tekrar Hz Yunus’a çıkınca onu suya attılar. Bir balık O’nu yuttu. Hz Yunus hatasını anlamış ve balık karnındayken hep şu duayı yapmıştı: “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü minezzâlimîn” 
(Senden başka ilah yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum) Enbiya Suresi:87. Hz Yunus balığın karnındayken yaptığı bu dua sayesinde kurtulur. Balığın karnında kırk gün kaldıktan sonra balık O’nu kıyıya bırakır. Yazımızın bu sayısında Hz Yunus’un kıssasına yer verdikten sonra keşke gezimiz boyunca kabirlerini ziyaret ettiğimiz her bir peygamberin kıssalarından da kısaca bahsetmiş olsaydım, diye düşünmeye başladım. 

Eğitimci Yazar Murat Şit





 
 

Haber okunma sayısı: 942

sa


Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ